Archive for Ocak 5th, 2008-> Uluslararası Adalet Divanı’nın merkezi Hollanda’nın Lahey kentindedir. Genel Kurul ve Güvenlik Konseyi’nden seçilen 15 yargıçtan oluşur. Yargıçlar değişik ülkelerden seçilir, böylece dünyadaki değişik hukuk sistemlerinin temsil edilmesi sağlanmaya çalışılır. Divanın yetki alanı, bir uluslararası uyuşmazlıkta taraf olan ülkelerin kendisine getirdikleri davalar ile BM Antlaşması’nda ya da yürürlükteki uluslararası antlaşmalarda özellikle öngörülmüş konuları içine alır. Uluslararası Adalet Divanı Statüsü, BM Antlaşması’nın (BM Şartı) ayrılmaz bir parçasıdır ve Adalet Divanı’nın çalışma esaslarını belirler. Kızıl Tugaylar 1968 yılında kurulmuştur. 1984 yılında iki bölümea ayrılmışlardır; biri (BR-PCC) Kızıl Tugaylar Komünist Muharipler Partisi, diğeri BR-UCC Kızıl Tugaylar Muharip Komünistler Birliği’dir. Komünist Muharipler Partisi, 1987 Şubat’ında bir posta arabasını soyarak adını duyurmuş ve bu olayda iki polis öldürülmüştür. Muharip Komünistler Birliği de 1987 Mart’ında İtalya Uzay Silahları Genel Müdürü’nün öldürülmesi olayı ile sesini duyurmuştur. Kızıl Tugaylar Örgütü, Marxist-Leninist ideolojiye sahip silahlı ve son derece tehlikeli bir örgüttür. Burjuva ve faşist olarak tanımladığı İtalya Yönetimi’ni yıkmayı amaçlamakta ve ABD’nin temsilciliklerini hedef seçmektedir. Örgüt, 1970 yılında yaptığı eylemlerle İtalyan toplumunu derinden sarsmıştır. Daha sonraki yıllarda İtalyan Hükümeti’nin aldığı bir dizi önlemle örgüte ağır darbeler indirilmiştir. Örgütün hali hazırdaki potansiyel gücü ile İtalyan polisini ve Hükümeti’ni tehdite devam edeceği anlaşılmaktadır. Hizbullah, 1973 yılında Tahran’da tutuklu bulunduğu cezaevinde ölen Ayetullah Mahmud Gaffari tarafından temeli atılan dini bir hareket olarak doğmuştur. 1978-1979 yıllarında Humeyni’nin İran’da iktidara gelmesiyle sonuçlanan İran İslam Devrimi esnasında oynadığı rol ile şöhrete kavuşan Hüccet’ül-İslam, Hadi Gaffari isimli şahsın lider olduğu dönemde İran’da Humeyni düşmanlarına karşı önemli bir güç haline gelmiştir. Devrimde aktif bir güç halini alan bu kitle, 1982 yılına gelindiğinde Humeyni’nin, devrimden önce faaliyet gösteren 25 kadar örgütü, Hizbullah Çatısı altında birleştirme amacıyla yapmış olduğu çağrıya uyan örgütlerle birlikte, İran Devrim Muhafızlarından gönüllü bir birliğin Bekaa Vadisi’ne yerleştirilmesi neticesinde teşkilatlanmış ve bir örgüt haline gelmiştir. İran yönetiminden açık ve tam destek alan bu örgüt, dünya üzerindeki devletleri, Dar’ül İslam (İslami kanunlarla idare edilen) ve Dar’ül Harp (İslami kanunlarla idare edilmeyen) olmak üzere ikiye ayıran bir anlayışla, Dar’ül Harp olarak ilan edilen ülkelerde her türlü eylemi gerçekleştirmenin büyük bir dini vecibe olduğu yönündeki dini propaganda ile elemanlarını yetiştirmektedir. 1962′de EKİN Grubu’ndan ayrılan militanlar tarafından kurulmuştur. İspanya’nın Bask Bölgesi’nin bağımsızlığı için, mücadele ettiklerini iddia etmektedirler. Bu tarihten itibaren, Madrid Üniversitesi’nde, hepsi solcu öğrenciler tarafından gerilla üniteleri de teşkil edilmiştir. Bu üniteler, ortalama olarak her biri 200′er öğrenciden oluşmuştur. Vur-kaç taktiği uygulayıp polislerle çatışmalara girmektedirler. Bu terörist hareketlerinin ardında ise; Franko rejimini devirip yerine Marksist-Leninist doğrultuda solcu bir rejimi kurmak ve Bask Bölgesi’ni İspanya’dan ayırıp, bağımsız bir devlet teşkil etmek amacı yatmaktadır. İspanya’nın Bask Bölgesi’nde bölgesel hareketi savunan ETA’nın yapmış olduğu şiddet olayları karşısında İspanya Hükümeti, olağanüstü hal ilan etmiş ve askeri mahkemelerde, yakaladığı teröristleri ağır cezalara mahkum etmiştir. ETA’nın hedefleri arasında polis, güvenlik görevlileri, adalet hizmetlerinde çalışan yüksek görevliler vardır. 1986 yılı sonlarında Fransa Hükümeti’nin ETA üyelerini sınırdışı etme kararı üzerine eylemleri İspanya’da bulunan Fransızlara da yönelmiştir. 12 Eylül 1980 tarihinden sonra 1990 yılına kadar kırsal alan faaliyetlerine ara veren Marksist-Leninist örgütler, bu tarihten sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da PKK’nın etkinliğinin çok olması yüzünden, daha önceden alt yapısının bulunduğu Karadeniz kırsal alanını tercih etmişlerdir. 1980 öncesi Dev-Yol Örgütü’nün Ordu-Fatsa İlçesi’nde oluşturduğu yapılanma ve altyapı, diğer sol örgütlere de Karadeniz’de potansiyel kurtarılmış bölgeler fikrini vermektedir. Sivas, Tokat, Ordu ve Giresun İllerinin dağlık ve ormanlık alanları, başta DHKP/C olmak üzere, PKK ve TKP/ML-TİKKO terör örgütlerinin Karadeniz kırsal alanına açılma bölgeleridir. Bölgenin sarp dağları ve sık ormanları, terörle mücadeleyi olumsuz etkileyecek bir faktördür. Mısır’da Hasan EL-BENNA liderliğinde kurulan Müslüman Kardeşler Örgütü içerisinde yer alan şahıslar tarafından 1987 yılı sonlarında Filistin’de kurulmuş bir örgüt olarak bilinen İslami Direniş Hareketi (HAMAS), Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Filistin kanadı olarak da bilinmektedir. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ)’nün Filistinlileri ve Müslümanları temsil etmekten uzak olduğu ve İsrail’e karşı mücadelede pasif kaldığı gibi gerçeklerle kurulan HAMAS, Filistin’in kurtuluşu için silahlı mücadele ve cihad yolunu benimsemiş, bundan dolayı da Müslüman Kardeşler Örgütü’nün daha ılımlı olan kesimleri ile anlaşmazlığa düşmüştür. Son zamanlarda İsrail ile barış görüşmelerine yanaşan FKÖ’nün, anlaşmaya yönelik bu tutumu, Filistin’deki işgalin devam ettiği ve herhangi bir değişmenin olmadığı gerekçesi ile HAMAS tarafından kabul görmemekte ve FKÖ’nün kendileri ile birleşme çağrıları da yanıtsız bırakılmaktadır. Partiler, toplum içindeki farklı düşünce ve çıkarları olan topluluklardır. Tarihi bu açıdan İncelersek, Eski Yunanistan’da, Roma’da, egemenliği elinde bulunduran siyasî toplulukların varlığını görürüz. Ortaçağ’da Avrupa’da büyük ailelerin, hanedanların didişmeleri de parti ayrılıklarından başka bir şey değildir. İslâm dünyasındaki çeşitli tarikat, mezhep mensuplarının dini, siyasi savaşmaları da parti ayrılıklarından doğmuştur. Yalnız, asıl partilere, modern devlette raslanır. Gerçek anlamında siyasî faaliyet, modern devlette sağlanan hür toplumsal ortam içinde gelişmiştir. Siyasî partilerin hayatı, hür demokratik rejime bağlıdır. Demokrasilerde, siyaset hayatını, iktidar ve muhalefet partilerinin ortak çabaları canlı tutar. İktidardaki parti, ya da partiler, bu mevkide tutunmak için; muhalefettekiler de oraya geçmek için, kanunların yasaların uygun gördüğü sınırı aşmadan, savaşırlar. Her iki taraftakiler, programlarını gerçekleştirmenin yollarını araştırırlar, çabalarlar. Programlarında, partileri iktidardayken gerçekleştirecekleri işler, ıslahat özetlenmiştir. Programlar, partilerin milletlerine karşı bir çeşit taahhütlerini belirtir. Devrimci partilerin programlarında, iktidara geçince rejimi değiştirmek yerine, başka temellere dayanan bir rejim kurmak sözü vardır. Mutlak özgürlüğü savunan akım. Eski Yunanca’da otorite yokluğu anlamına gelen «anarkhia»dan. Grevci işçiler veya kurallara karşı gelen öğrenciler için bazen, «bunlar anarşist» deniyor. Ama acaba, gerçek anlamda anarşist ne demektir? Anarşizm XIX. yy.da ortaya çıkan ve her türlü otoriteyi reddederek bireyin mutlak özgürlüğünü savunan bir kuramlar bütünüdür. Yalnız devlet otoritesini değil, partiler gibi siyasî, kilise gibi dinî olan, kısaca, merkezî otoriteye dayanan örgütlenmiş her otoriteyi reddeder, tanımaz. Peki ama, hiç bir makam, herhangi bir buyruk vermeyecekse, insanlar yaşamak için nasıl örgütlenecekler? Bu soruya anarşistlerin verdiği cevaplar çelişkilidir. Onlar, özgür kalma şartıyla, herkesin katılabileceği bazı topluluklardan söz ederler ve kooperatifleri, işçilerin de yönelime katıldığı fabrikaları buna örnek verirler. Bir anlamda anarşizm sosyalizmin bir başka biçimidir. Sosyalist toplum yapısına demokratik yollarla da varılabileceğini kabul eden ve ekonomik bakımdan sosyalist, siyasal bakımdan demokratik bir yapıyı aynı anda egemen kılmak isteyen görüştür. Demokratik sosyalizm, Marx’ın “bilimsel sosyalizm” ya da “ihtilalci sosyalizm” ile amaçladığı toplum yapısına demokratik yollarla varılabileceğini kabul eder. Sosyalist ekonomideki mülkiyet yapısının, merkezi planlama etkinliğinin demokratik bir siyasal yapı içinde daha verimli işleyeceğine inanır. Demokrasi, toplumdaki çeşitli görüş ve çıkarlar arasında zorunlu olarak bir uzlaşma öngördüğü için, demokratik sosyalizm, özel mülkiyetin sınırlanması olayını ancak kamu yararı açısından öngörmüş, çok büyük sanayi kuruluşlarının devletleştirilmesi yanında, küçük mülkiyete dayalı üretimde özel teşebbüsü kabul etmiştir. İdealist Sosyalizm temsilcilerine, Saint-Simoncular ve Ütopistler de denilmektedir. İdealist Sosyalizm’in başlıca temsilcileri Claude Henri de Rouvroy de Saint-Simon, Prosper Enfantin ve Armand Bazard’dır. Aguste Comte ile Ferdinand de Lesseps de, bir aralık bu akıma katılmışlardır. Saint-Simon (1760-1825), pozitivist ve sosyalist düşünce akımlarının gelişmesine öncülük etmiştir. Endüstrializm doktrinin kurucusudur. Saint-Simon, Hıristiyanlığın çağını tamamladığına ve yerini yeni bir inanç düzenine bırakması gerektiğine inanıyordu. Bu yeni doktrin, mutluluk ve düşünce özgürlüğü kavramlarına dayanacaktı. Toplumların gelişmelerine yön veren eğilimin sürekli ilerleme ve gelişme ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Sürekli ilerleme ve gelişme ise, ancak sanayileşerek sağlanabilirdi. Kapitalist düzen yalnız sayılı kimseleri zenginleştirmiş ve çalışan sınıfı bir iktisadi boyunduruk altında yaşamaya mahkûm etmişti. Bu düzeni değiştirmek ve daha uygun bir ekonomik ve sosyal toplum yapısı kurmak gerekliydi. Bütün kötülükler, ekonomik düzenin bireysel çıkarlar doğrultusunda işlemesinden ileri geliyordu. Sınıf ayırımı ve ayrıcalıklar kaldırılmadan, insanlık mutluluğa kavuşamazdı. İktisadi alanda devletin geniş yetkileri olmalıydı. Tek bir makam, bir heykeltraş gibi, toplum yapısını şekillendirebilmeliydi. |