Author Archive

Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

Doktorlar, böbrek nakli olmuş hastaları ömür boyu ilaç almaktan kurtaracak yöntem geliştirdi.

Doktorların, böbrek nakli olmuş hastaları, vücutlarının bu organı reddetmesini önlemek için ömür boyu ilaç almaktan kurtaracak yeni bir yöntem geliştirdiği bildirildi. New England Tıp Dergisi’nde yayımlanan araştırmaya göre, tedavi sırasında hastanın bağışıklık sistemi zayıflatılıyor ve organı bağışlayacak kişiden alınan kemik iliği hastaya naklediliyor. Kemik iliği naklinden sonra hastanın vücudunda yeni bağışıklık hücreleri oluşuyor. Bu hücreler, vücudun nakledilen organı kabul etmesine yardımcı oluyor. Araştırma kapsamında yeni tedavi yönteminin denendiği 5 nakil hastasından 4′ünde başarı sağlandığı ve hastaların 2 ila 5 yıl kadar sonra ilaçlarını bırakabildiği kaydedildi. 1980′li yıllarda vücudun organı reddetmesini önleyen ilaçlar yaygın şekilde kullanılmaya başlandı. Ancak kanser riskini artıran bu ilaçların ciddi yan etkileri bulunuyor.

Tedavinin henüz deneme aşamasında bulunduğuna dikkat çeken doktorlar, gelişmenin halihazırdaki nakil hastalarının ilaçlarını kesmeleri anlamına gelmediğini, çünkü bu durumda vücutlarının organı reddedebileceğini ve hatta ölmelerine yol açabileceği uyarısında bulundu.

ASLINDA DAHA BÜYÜK SORUN VAR
Yeditepe Üniversitesi Organ Nakli Direktörü Prof. Dr. Özcan Gökçe, geliştirilen ilacın, teorik olarak yüzde yüz başarılı olacağını söylüyor. Ancak, Gökçe, daha önemli bir noktanın unutulduğunun altını da çiziyor. Bu nakil işleminden sonra ilik naklinin yan etkileri sonucu hayati tehlikenin ortaya çıkacağını belirten Prof. Dr. Gökçe, “Kemik iliği hastaları hayat boyu takip edilmelidir. Burada organı alan kişinin bağışıklığı değiştiriliyor ve böbrek uyum sağlıyor. Ama diğer organların uyumu ne olacak peki?. Hasta yine ömür boyu ilaç almak zorunda. Ayrıca burada ölüm riski daha büyüyor” dedi.

Öte yandan, doku uyuşmazlığı olmadan yapılan organ naklinde rekor kıran Akdeniz Üniversitesi, geçtiğimiz yıl, dünya literatüründe ilk defa, kan ve doku grupları birbirine uymayan, Hepatit C hastası bir kişiye böbrek nakli yapmıştı. Samsun’da bir anne Türkiye’de ilk kez uygulanan bir yöntemle kan grubu uyumu olmadığı halde böbreğini kızına vererek ona yeni bir hayat sunmuştu.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

“Lepra” bilgisizlik nedeniyle hala korkulan bir hastalık olmaya devam ediyor…

Ankara İl Sağlık Müdürü Mustafa Aksoy, halk arasında ”cüzzam” olarak bilinen ”lepra” hastalığının, ”bilgisizlik nedeniyle hala korkulan bir hastalık olmaya devam ettiğini”, ancak ”Erken teşhis, uygun tedavi ve izlemle hastaların topluma kazandırılabileceğini” belirtti.

Aksoy, bugün başlayan Cüzzam Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, cüzzamın en sık çevresel sinirleri ve deriyi, bazen de göz, kaslar, kemik ve testis gibi diğer organları tutabilen kronik bir enfeksiyon hastalığı olduğunu kaydetti.

İnsanların çoğunun bu hastalığa karşı doğal bir bağışıklığa sahip olduğunu, ancak az oranda kişide bu doğal bağışıklığın mevcut olmadığını ifade eden Aksoy, dirençsiz kişilerin dışarıya bir lepra basili çıkması ya da tedavisiz bir hastayla uzun süreli ve yakın temasta bulunması halinde cüzzama
yakalanabileceklerini belirtti.

Bulaşıcılığı son derece düşük olan hastalığın oldukça yavaş seyirli olduğunu, kötü hijyen ve kalabalık yaşam koşullarının bulaşmayı kolaylaştırdığını kaydeden Aksoy, ”Bu nedenle hastalık dünyada en sık geri kalmış toplumlarda görülmektedir” dedi.

Cüzzamın sıklıkla solunum yoluyla bulaştığını, hastalığa ait ilk belirtilerin basil vücuda girdikten 2-7 yıl sonra ortaya çıktığını kaydeden
Aksoy, geç tanı ya da doğru tedavi uygulanmaması halinde hastalığın seyri sırasında çevresel sinir dokusunda oluşan yıkıma bağlı olarak özellikle el, ayak ve gözde bazı şekil bozuklukları ve sakatlıkların ortaya çıkabildiğini bildirdi.Hastalığın, lepra hastanelerinde ücretsiz tedavi edildiğine dikkat çeken Aksoy, başkentte ”53′ü erkek 34′ü kadın olmak üzere toplam 87 lepralı hastanın takip edildiğini, bunların 25′inin Ankara’da ikamet ettiğini” belirtti.

Lepra hastalığının hala bilgisizlik nedeniyle korkulan ve korkutmakta kullanılan bir hastalık olmaya devam ettiğini, hastaların dışlanmaması için halkın bilinçlendirilmesi ve hastaların sosyal koşullarının düzeltilmesinin önemli olduğunu ifade eden Aksoy, ”Hastalığın erken teşhisi, uygun bir şekilde tedavi ve izlemiyle hastalar topluma kazandırılacaktır” dedi.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

Tüplerini bağlattıktan sonra anne olmak isteyen bayanların hayali laparoskopik yöntemle gerçek oluyor.

Tüplerini bağlatan, ancak daha sonra tekrar doğum yapmak isteyen kadınların bebek sahibi olmaları artık kolaylaştı. Tüpler artık, laparoskopik cerrahi yöntemiyle açılıyor. Üstelik 40 yaşındaki bayanlara bile uygulanan yöntemin ücreti devlet tarafından da karşılanıyor.

Kısa bir süre öncesine kadar tüplerini bağlatan bayanlar yeniden bebek sahibi olmak istediklerinde sıkıntılı bir ameliyat sürecinden geçiyorlardı. Ancak artık laparoskopik cerrahi yöntemiyle sıkıntılar aşıldı. Bütün sigortalı bayanların yararlanabildiği laparoskopik işlemindeki harcamayı Sosyal Güvenlik Kurumu karşılıyor. Yeni tedavi yöntemi hakkında bilgi veren Çukurova Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Turan Çetin, söz konusu ameliyatı eskiden karın açarak yaptıklarını, şimdiise karın içine girerek tüpleri açtıklarını söyledi. Adeta ayaktan tedavi şeklinde yapılan ameliyatın riski de yok. Çetin, hastaların 4-6 saat hastanede kaldıktan sonra aynı gün evlerine gidebildiklerini kaydetti. “Ancak tüplerini bağlatmış her bayan yeniden bebek sahibi olamıyor” diyen Prof. Dr. Çetin, bu tedavi yönteminin yumurta kalitesi, rezervi iyi olan hastalar için önerildiğini belirterek, “40 yaşında bile olsa tüplerinin açılması mümkün” dedi.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

Her 10 kadından birinde cinsel ilişkiye girememe korkusu var.

Cinsel Sağlık Enstitüsü’nün araştırmasına göre her 10 kadından birinde cinsel ilişkiye girememe korkusu var.

Kadınlarda yoğun olarak görülen bu durumun nedeni ise ebeveynlerin cinselliğe karşı yaklaşımları olarak belirtiliyor. Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe yaptığı yazılı açıklamada cinselliği ayıp, yasak, günah sayan bir yaklaşıma sahip olan ebeveynler tarafından cinsel duyguları engellenen kız çocuklarının ileride evlendiklerinde cinsel birleşmeden kaçınır bir hale gelebileceklerini belirti.

Vajinismusun bir erteleme ve kaçınma hastalığı olduğunu söyleyen Cinsel Sağlık Enstitüsü Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismus; cinsel ilişkiye girme denemelerinde hafif bir kasılmadan tüm vücutta bir kasılmaya, endişe, korku, tiksinme ve panik haline, bacakların açılmalarını engelleyecek boyutlarda sıkıca kapatılmasına veya elle eşi itmeye kadar değişik şekillerde ortaya çıkabilir ve çaresizlikle yaşanır. Ülkemizde her 10 kadından birinde görülen vajinismus, kişinin kendisinin umutsuz olduğuna yürekten inandığı Read the rest of this entry »



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzam hastası oldu.

Dünyada üç dakikada bir kişinin cüzzama yakalandığı bildirildi.

55. Dünya Cüzzamlılar Günü öncesinde açıklama yapan Paris’teki bir sağlık vakfı, bir basilin sebep olduğu hastalığın bulaşmasının önlenebildiğini ve hastanın bir yıldan kısa sürede tedavi edilebildiğini vurguladı.

Uzmanlara göre, cüzzam basilinin kuluçka dönemi 10 ila 20 yıl sürüyor. Fazla bulaşıcı olmayan hastalık, esas itibarıyla solunum yoluyla geçiyor. Basilin bulaştığı insanların yüzde 90′ında hastalık ortaya çıkmıyor. Cilt lekeleri hastalığın ilk habercisi oluyor.

1981 yılından beri üç antibiyotik karıştırılarak yapılan tedavi, basili öldürüp hastalığın bulaşmasını önlüyor. Hasta 6 ila 12 ay içinde iyileşebiliyor.

Son 25 yıl içinde 14 milyondan fazla hasta iyileşti. İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzama yakalandı.

Cüzzam, başta Hindistan ve Brezilya olmak üzere 100 kadar ülkede görülüyor.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzam hastası oldu.

Dünyada üç dakikada bir kişinin cüzzama yakalandığı bildirildi.

55. Dünya Cüzzamlılar Günü öncesinde açıklama yapan Paris’teki bir sağlık vakfı, bir basilin sebep olduğu hastalığın bulaşmasının önlenebildiğini ve hastanın bir yıldan kısa sürede tedavi edilebildiğini vurguladı.

Uzmanlara göre, cüzzam basilinin kuluçka dönemi 10 ila 20 yıl sürüyor. Fazla bulaşıcı olmayan hastalık, esas itibarıyla solunum yoluyla geçiyor. Basilin bulaştığı insanların yüzde 90′ında hastalık ortaya çıkmıyor. Cilt lekeleri hastalığın ilk habercisi oluyor.

1981 yılından beri üç antibiyotik karıştırılarak yapılan tedavi, basili öldürüp hastalığın bulaşmasını önlüyor. Hasta 6 ila 12 ay içinde iyileşebiliyor.

Son 25 yıl içinde 14 milyondan fazla hasta iyileşti. İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzama yakalandı.

Cüzzam, başta Hindistan ve Brezilya olmak üzere 100 kadar ülkede görülüyor.



Geliştirilen bir ilaç ile, sertleşme sorunu olan erkeklerin tedavisinde başarı sağlandı..

Yapılan son araştırmalar göre Türkiye’de yaklaşık 5 milyon erkek sertleşme sorunu yaşıyor. ABD’deki araştırmalar ise yaklaşık 30 milyon erkeğin sertleşme sorunu (ED) yaşadığını ortaya koydu. Ayrıca şeker hastalarının yaklaşık yüzde yetmişinin ereksiyon bozukluğuna yol açabilen dislipidemi gibi (yüksek kolesterol, hiper tansiyon veya şeker hastalığı dahil) diğer genel hastalıkları da mevcut.

Kuzey Amerika Cinsel Tıp Kuruluşu’nun Chicago’da düzenlediği toplantıda açıklanan bir araştırma bir ilaç firmasının geliştirdiği, sertleşme sorununu önleyici vardenafil etken maddeli ilacın, yüksek kolesterol dahil dislipidemisi ve sertleşme sorunu olan erkeklerde başarılı olduğunu gösterdi.

DESTEK SAĞLADI
Toplantıda konuşan Brown Üniversitesi’nin Warren Alpert Tıp Okulu’nda Aile Tıbbı Klinik Doçenti Dr. Martin Miner, sertleşme sorununun yüksek kolesterol ile doğrudan ilişkisi olduğunu söyledi. Buna karşın birçok doktorun hayat kalitesini engelleyen bir sorun olan ED’yi tedavi etmediğini belirten Dr. Miner: ”Bu çalışma, yüksek kolesterolü erkeklerde görülen ED’nin başarıyla tedavi edebilmesi için destek sağladı” dedi.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

Türkiye’de de hararetli tartışmalara neden olan rahim ağzı aşısı 2 genç kızın ölümüyle gündemde!

Türkiye’de de hararetli tartışmalara neden olan rahim ağzı aşısı, Avrupa’da aşıyı yaptıran 2 genç kızın ölümü ile yeniden gündemde… Başta İngiltere ve ABD olmak üzere pek çok ülkede, 11 yaşından itibaren genç kızlara uygulanması için hükümetlerin girişim başlattığı, Merck firması tarafından üretilen “Gardasil” adlı aşı, geçtiğimiz dönemde ABD’de 12, 19 ve 22 yaşlarında 3 genç kızın, aşıdan kısa süre sonra ölümüyle tartışılmıştı. Son olarak da biri Almanya diğeri Avusturya’da, kimlik bilgileri açıklanmayan iki kızın aşı yaptırdıktan sonra yaşamını yitirmesi üzerine soruşturma açıldı. Bugüne dek bin 700′den fazla genç kızda yan etkiler ortaya çıkması da soru işaretlerini artırıyor.

‘BÖYLE OLACAĞI BELLİYDİ’

Avrupa İlaç Ajansı (EMEA) sözcüsü, “Ölümlere doğrudan Gardasil kullanımının neden oluğuna dair somut bulgu yok” derken, Avrupa genelinde 1.5 milyon genç kıza güvenli şekilde aşılama yapıldığına da dikkati çekti. Merck firmasının Türkiye’deki İlaç Medikal Direktörü Dr. Meltem Telaferli de, “Her iki vakada da aşıyla ilgili nedensel ilişki görünmüyor” dedi. Aşı Türkiye’de ilk uygulandığında, “Ben çocuklarıma bu aşıyı yaptırmam” çıkışını yapan Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer ise şu yorumu yaptı: “Böyle olacağı belliydi. Bir salgın olsa aşının ön plana çıkarılmasını desteklerim ancak hemen üzerine atlamak doğru değil. Ölümlerle aşının bağlantısı var mı incelemek lazım.”



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

“Hamileyim” sandı, doktora gitti ve şoka girdi…

Kayseri’de yaklaşık iki ay önce karnındaki aşırı büyüme sonucu hamile olduğunu zanneden ve doktora başvuran bir kadının karnından eşine az rastlanır 6 kilogram ağırlığında bir kist çıkartıldı.

Karnındaki aşırı büyüme sebebi üzerine şüphelenen genç bir kadının karnından 6 kilogram ağırlığında bir kist çıkartıldı. İki ay önce normalin üstü bir şekilde karnı büyüyen 21 yaşındaki Halime Ağırbaş, Özel Tekden Hastanesi’ne başvurdu. Yapılan tetkikler neticesinde, ilk bakışta çocuğunun olacağını zanneden kadının karnındaki büyümenin aslında, eşine ender rastlanır bir kist yapılanması olduğu ortaya çıktı. Durumun ciddi olması sebebiyle hemen ameliyata alınan hastanın
karnından 6 kilogram ağırlığında, 30 cm çapında, eşine az rastlanır bir kist çıkartıldı. Operasyonu gerçekleştiren Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü doktorları Uzman. Dr. Turgut Köse ve Kadın Doğum Uzmanı Uz. Dr. Aytül Aslan Erdoğmuş, yaptıkları açıklamada, ilk defa bir hastanın karnından bu büyüklükte bir kitle çıktığını belirterek, kitlenin diğer organlara zarar vermeden çıkmasının önemli olduğunu kaydetti.

“İLK ÖNCE HAMİLE OLDUĞUMU ZANNETTİM”

Ameliyat öncesinde 53 kilo ağırlığındaki hasta, ameliyat sonrasında 46 kiloya düşerek yakınlarını da şaşırttı. Kurtulduğu bu ağırlıktan sonra çok mutlu olduğunu ifade eden Halime Ağırbaş, “2 ay içinde 9 aylık hamile olan bir kadının gibi karnım şişti. Önce hamile olduğumu düşünüyordum. Ancak şişlik çok hızla artınca hastaneye başvurdum” dedi.



Filed Under (Sağlık) by murat on 03-02-2008

İşte şişmanlığa yol açan faktörler…

Bugüne kadar hesap basitti: Çok fazla yemek ve az hareket etmek kocaman bir göbek demekti. Ancak bu bilgiyi küçücük çocukların bile bilmesine rağmen değişen bir şey olmadı. Dünyada genel olarak baktığımızda obezite azalmıyor tersine artıyor.

Ancak endokrinoloji uzmanları şişmanlığa sebep olan yeni faktörler de keşfettiler. Bilimadamları ‘elbette ki insanların yakabileceğinden daha fazla kalori edinmesi her zamanki gibi en büyük problemimiz’ diyor ancak işin içinde başka faktörlerin de olduğunu belirtiyorlar. İşte şişmanlığa sebep olan gizli düşmanlar:

1. UYKU PROBLEMLERİ
Yapılan araştırmalar, günde 12 saatten az uyuyan okul çağı çocuklarının, 12 saat ve daha çok uyuyanlara göre 3.5 kat daha fazla obezite riskine sahip olduklarını ortaya koyuyor. İşin en ilginci anne-babanın obez olması, hareketsizlik, uzun saatler TV seyretmek gibi faktörlerin hiçbir bu çocuklarda uyku kadar etkili olmuyor! Bilimadamları bunu uyku sırasında leptin hormonunun seviyesinin düşmesine bağlıyor.

Çünkü leptin vücutta metabolizmanın hızlanmasına yardımcı oluyor ve açlık hissini önlüyor. Bu süreç yetişkinlerde de aynı şekilde işlediği için gece uykusuna özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Uyku öncesinde yapacağınız ılık bir duş ve içeceğiniz bir bardak sıcak süt sizi daha da rahatlatacak. Eğer kronik bir uyku probleminiz varsa mutlaka bir doktora danışmalısınız.

2. GENETİK MİRAS
Gen araştırmaları şimdilerde şişmanlıkla ilgili araştırmaların en önemli ayağını oluşturuyor. Çünkü açlığın sorumlusunun bazı genler olduğu düşünülüyor. Tek yumurta ikizleriyle yapılan araştırmalar gösteriyor ki vücut ağırlığının yüzde 70′ine kadar olan kısmını genlerimize sadece yüzde 30′luk bir bölümünü ise çevre faktörlerine borçluyuz. Bilimadamları şişmanlığa yol açan gen sayısının 30-100 arasında olduğunu söylüyor.

Hepsinin tek başına çok küçük bir etkileri var. Ancak bir araya geldiklerinde tartının ibresini fırlatıveriyorlar. Buna göre iştahı artıran genler, vücuda elma veya armut formunu veren genler, metabolizmayı yöneten genler belirlenmiş durumda. Yuvarlak genlere sahip olanların maalesef yediklerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Her şeyden önce özellikle yaşamın belli dönemlerinde özellikle dikkat etmeniz gerekiyor. Örneğin hamilelik döneminde veya menopoza girerken. Doktorlar gelecekte bu gen durumunu dengeleyecek ilaçların çıkacağını söylüyor. Ama o zamana dek yapılacak şey beslenme alışkanlıklarına dikkat etmek.

3. İLAÇLARIN ETKİSİ
Pek çok kadın bazı doğum kontrol ilaçlarının yarattığı kilo problemlerinden haberdar. Aslında sadece doğum kontrol ilaçları değil genel olarak pek çok ilaç fazla kiloya sebep olabiliyor. O yüzden hastasına ilaç yazan bir doktorun bu konuda hassas davranması gerekiyor. Örneğin bazı depresyon ilaçları 3-4 kiloya kadar artışa sebep olabiliyor. Tansiyon için kullanılan kimi ilaçlarsa ekstra 2 kilo anlamına gelebiliyor. Diyabet ilaçlarının 3-4, insülin şırıngalarının ise uzun vadede 10-15 kiloya kadar artışa sebep olduğu biliniyor.

Bu yüzden özellikle diyabet problemi olanların erkenden spor yapmaya başlamaları tedavi sırasında gelebilecek kilolara karşı koymaları açısından önemli. Eğer ilaç kullanımında kilo alma gibi bir endişeniz varsa bunu mutlaka doktorunuzla paylaşmalısınız. Belki de daha Read the rest of this entry »