Archive for the ‘Politika’ Category-> 1973′te, CIA, Güney Amerika’daki işleyen en eski demokrasiyi yıktı. 20 yıl sonra, hâlâ bu olayda parmağı olduğunu inkâra kalkışıyor. CIA, Şili’de 1958 ve 1964 seçimlerine önemli ölçüde müdahale etti. 1970′te ise korktuğu başına geldi; sosyalist aday Doktor Salvador Allen de devlet başkanı seçildi. Dehşete kapılan Başkan Nixon, CIA’dan Allende’nin göreve başlamasını önlemesini istedi. CIA, askeri bir darbe için elinden geleni yaptı. Fakat, Şili ordusunun demokratik sürece geleneksel bağlılığı darbe olasılığını ciddi ölçüde önlüyordu. Darbenin önündeki en önemli engellerden biri, Şili Genelkurmay Başkanı General Rene Schneider’di. Bu nedenle, CIA, ordu içindeki fanatiklerle Schneider’i öldürme komplosu kurdu. Fakat suikast geri tepti; belirlenen zamanda iktidarı devralan Allende’ye desteği artırdı. 1957 ve 1965 yılları arasında, Laos’ta hükümetler çılgın bir hızla birbirinin peşi sıra gelip gitti. CIA’nın desteğiyle her yıl en az bir darbe yapıldı. Sorun, Pathet Lao adlı solcu bir grubun, koalisyon ortağı olabilecek oranda oyunu korumasıydı. Pathet Lao veya başka bir solcu grup yönetime girecek kadar oy aldığında ya sağcı bir darbe oluyor ya da elveriyorsa gelecek seçimler iptal edilerek parlamento dağıtılıyordu. Seçimler yapıldığı zaman da, CIA seçime hile karıştırıyor, karşıt propaganda kampanyası yürütüyor ve kendi adaylarının seçilmesi için seçmenlere rüşvet dağıtıyordu. Fakat CIA, yalnızca bu çürük yöntemlere bel bağlamıyordu. 1950′lerin sonlarından başlayarak, Pathet Lao kuvvetlerine saldın amacıyla, paralı askerlerden 40 bin kişilik bir ordu kurdu. Armee Clandestine (Gizli Ordu) diye bilinen bu kuvvetin yansını Taylandlılar, geri kalanını da Tayvan, Güney Kore ve ABD’ye bağımlı öteki ülkelerin vatandaşları oluşturuyordu. Gizli Ordu’nun büyüklüğüne karşın, Pathet Lao, direnmesine yetecek halk desteğine sahipti. CIA 1955′te Kamboçya’ya müdahale ettiği zaman, bunu haklı çıkaracak bir komünist tehdidi yoktu. İki Amerikancı ülke Tayland ile Güney Vietnam arasında sıkışmış durumdaki Kamboçya’nın halk tarafından sevilen hükümdarı Prens Norodom Sihanuk’un özen gösterdiği tek arriacı, ülkesini Vietnam Savaşı’na bulaşmaktan uzak tutmaktı. Bu doğrultuda, 1955′ten 1970′e kadar tarafsızlık politikasına sıkı sıkıya yapıştı. Hem kapitalist hem de komünist ülkelerden yardım aldı, ama yeri geldiğinde iki tarafı da eleştirdi. Sihanuk, kendisine karşı komünist bir saldırının eli kulağında olduğunu iddia eden düzmece CIA raporlarına itibar etmedi. ABD işbirlikçisi grupların kendisine yönelik suikast ve darbe girişimleri ise gerçekti. Sihanuk, CIA ile Savaşım adlı anı kitabında, kendisine karşı en az iki suikast girişiminden söz ediyor. Ayrıca Tayland, Güney Vietnam ve Amerikan askerleri tarafından yapılan saldırılar, 1958′de CIA’nın desteklediği darbe girişimi ve Kamboçya topraklarının sayısız “kazayla” bombalanması var. Komünizme karşı cihada katılmada gönülsüzlüğü, Sihanuk’u CIA’nın düşmanı yaptı. Teori olarak, CIA yasası, CIA’nın ABD içinde operasyon düzenlemesini yasaklar. Pratikte, bu, Frank Sinatra’nın şov işini bırakacağını ikide bir açıklaması kadar ciddiye alınır. CIA, ABD kampuslarındaki devasa varlığını, “Amerikan üniversitelerinde okuyan çok sayıda yabancı öğrenciye çengel atmaya çalışmamak enayilik olur” diye açıklar. CIA’nın İç Temas Bölümü, ABD dışına giden turist ve işadamlarından bilgi toplamak için gereklidir. Bir de ABD topraklarındaki yabancı müdahalelerine bakan İç Operasyon Bölümü var ki, elçiliklere sızar. CIA, bütün bunları yapabilmek için, ülke dışında olduğu gibi ABD içinde de paravan şirketler ve göstermelik örgütler ağı kurmuştur. Tüm bunlara karşın, CIA, ABD içinde hiç faaliyet göstermediğini iddia eder. Daha CIA resmen kurulmadan önce, İkinci Dünya Savaşı sırasında mafyayla işbirliği yapan anası ÖSS, büyük uyuşturucu kaçakçısı örgütlerle içli dışlıydı. Savaştan sonra, yeni kurulan CIA’nın ilk örtülü operasyonlarından biri, Güney Fransa’daki solcu işçi sendikalarının gücünü kırmak oldu. Bunun için, CIA, daha sonra dünyanın en büyük eroin kaçakçısı olan Korsika Mafyası ile ilişkisini pekiştirdi. 1960′ların başlarında, CIA’nın bir başka büyük operasyonu nedeniyle, dünya eroin üretiminin büyük bölümü Güneydoğu Asya’ya kaydı. CIA, Milliyetçi Çin birliklerini Komünist Çin’i istila için eğitiyordu. Operasyon başarısız olunca Burma’nın kuzeydoğusuna yerleşen bu güçler, köylüleri korkutup kendileri için afyon yetiştirmeye zorlayarak, dünyanın en büyük afyon üreticisi oldular. “Altın Üçgen” diye bilinen bu bölge, dünya afyon üretimi liderliğini sürdürüyor. CIA Başkan Yardımcısı Frank Wisner, CIA’nın dünya çapındaki propaganda mekanizmasından, kurumlanarak, “Her şeye kadir Wurlitzer” diye söz ederdi. Gerçekten de CIA’nın adam öldürmedeki ustalığı, yalnızca gerçeği öldürmedeki maharetiyle yarışır. CIA, Soğuk Savaş sırasında, kendi çizgisini yaymak için yüzlerce kitap yayımladı. Özellikle, iltica etmiş bir KGB ajanının anıları olduğu öne sürülen, gerçekte CIA yazıcıları tarafından hayali olarak yazılan Penikovsky Notları ile övünüyordu. Daha acınacak durumda olanı, Claire Sterling’in, şimdi gözden düşmüş olan 1981′deki Papa suikastının arkasında Rusların bulunduğu tezini geliştirdiği Ahtapot adlı kitabıydı. Hatta, ünlü Fodor’un Seyahat Kılavuzu bile CIA için yazılmıştı. CIA, dünyada düzinelerce gazete ve dergiye sahip. Bunlar yalnızca CIA ajanlarına örtü sağlamıyor; aynı zamanda bu ajanlara, haber ajansları aracılığıyla ABD’ye geri dönen yalan haberler üretme olanağı veriyor. CIA, haber ajanslarına da, istenmeyen gerçeklerin yayılmasını önlemekle görevli çok sayıda koruyucu ajan yerleştirmiş durumda. Angola’ya müdahale, CIA’nın en anlamsız operasyonu olmaya güçlü bir adaydır. Akıtılan kanla varılan hedeflerin -ki hedeflerin ne olduğu da belli değil- oranı, bu operasyonu kesin olarak CIA’nın en büyük fiyaskosu yapar. 1975′te Portekiz İmparatorluğu çökünce, Afrika’daki sömürgesi Angola iktidar mücadelesi veren üç gruba kaldı. Grupların üçü de değişik dönemlerde hem kapitalizmle hem sosyalizmle flört ettiler; hem Doğu’dan hem Batı’dan yardım aldılar. ABD’nin müttefiki Zaire bir fraksiyonu destekledi. Sovyetler bir başkasına, MPLA’ya arka çıktı. CIA ise üçüncü grubu, Jonas Savimbi’nin UNITA’sını tercih etti. CIA’nın Angola’ya karışmasının başlıca nedeni, Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’in, Saygon’un düşmesinden sonra “güçlü olduğumuzu” dünyaya göstermek için en kısa sürede bir başka savaş çıkarma kararıydı. Petrolden endişe ettiğimizi söylüyorduk, oysa Angola’da kayda değer petrol yoktu. Düşman kontrolüne geçmemesi için müdahale etmek zorunda olduğumuzu açıkladık. Ayrıca, 1975′ten beri petrol alanlarını kontrol altında tutan MPLA, savaş boyunca Batı’ya petrol satmayı sürdürdü. Gösterilen bir başka saçma savaş gerekçesi de, Angola’nın deniz trafiğine yakınlığıydı. Oysa, denize kıyısı olan dünyadaki her ülke aynı durumda. 1949′da, etkili Amerikan senatörlerinden biri, Başkan Truman’a, Soğuk Savaş döneminin muazzam askeri harcamalarım haklı göstermek istiyorsa, “Amerikan halkını feci şekilde korkutması gerektiğini” söyledi. Bu, CIA’nın her zaman içtenlikle üstleneceği bir görevdi. CIA, Doğu Bloku istihbaratı konusunda Gehlen Org’a bağımlı olduğu için, ta başından Sovyetler’in askeri gücü abartılıyordu. Yanlış bilgilendirmenin sayısız usturuplu yolu var. Bunlardan biri, Sovyet askerlerine Amerikan askerleri kadar ücret ödendiği varsayımıydı. Gerçekte Sovyet askeri Amerikalıya göre hayli düşük ücret alıyordu. Bir başka yanıltma yolu, Sovyet füzelerinin Amerikan füzelerinden ne denli daha büyük olduğuydu ki, bu, gerçekte onlar daha ilkel demektir. Ya da Sovyetlerin “fırlatma ağırlıkları” temel alınarak füze karşılaştırması yapılıyordu. Oysa dev ve hantal Sovyet füzeleri daha çok yakıt gerektiriyordu. Gerçekte büyük bölümü Çin sınırını savunuyorken, bazı raporlarda tüm Sovyet ordusunun Avrupa’yı işgale hazırlandığı iddia ediliyordu. 1978′de Guyana’nın Jonestown kentinde meydana gelen kitle kırımının, CIA’nın barbarca ve dev boyutlardaki “davranış kontrolü” deneylerinin doruk noktası olduğuna ilişkin çok sayıda kanıt bulunuyor. Ve bu kırım, o zamanlar bildirildiği gibi toplu intihar değil, bir kitle katliamıydı. Guyana adli tabibinin raporu, 913 kurbanın siyanürlü içkiden içmediğini, cesetlerde siyanür izine rastlanmadığını ortaya koydu. Kurbanların yüzde 80-90′ına öldürücü ilaçlar enjekte edilmiş, geri kalanlar ise vurulmuştu. Adli tabip, yalnızca 2 kişinin intihar ettiği sonucuna vardı. Tarikatın lideri Jim Jones’un uzun zamandan beri CIA ile bağlantısı vardı. Bu bağlantı, CIA’nın ünlü işkence uzmanı Dan Mitrione ile çocukluk arkadaşı olduğu döneme kadar uzanır. Mitrione işkenceyi bir sanat dalı olarak görürdü. Brezilya ve Uruguay’da güvenlik güçlerini eğitirken, uygulamalı işkence dersleri için dilencileri kaçırırdı. Mitrione’nin eski kafadan Jones da aynı dönemde Brezilya’daydı ve CIA istasyonunun bulunduğu Belo Horizonte’ye sık sık gidip geliyordu. Jones, California’nın Ukiah kasabasında Halkın Tapınağı’nı kurmak üzere Brezilya’dan döndü. Başlarda, tarikat mensuplarına şok edici eziyetler yapıyordu. Müritlerini liberal politikacıların yer aldığı örgütlere sızmak için kullandı. Seçimlerde oy çıkararak politikacıları minnettar bırakıp kendine bağladı. San Francisco Belediye Başkanı George Moscone ve Müfettiş Harvey Milk, Jonestown’dan bir hafta sonra öldürüldüler. İkisinin de Jones’a siyasi minnet borcu vardı. Tıpkı, iki cinayetin katilini baştan savma sorgulayan ve tek bir söz üzerine serbest bırakan bölge savcısı gibi… Ronald Reagan 1980′de Jimmy Carter’a karşı başkanlığa adaylığını koyduğunda, İran’da 52 Amerikalı rehin tutuluyordu. Reagan-Bush ikilisi, rehinelerin Kasım’daki seçimlerden önce serbest bırakılması halinde, bu “Ekim Sürprizi”nin Carter’in kazanmasına yardımcı- olacağından endişeleniyorlardı. İran eski Cumhurbaşkanı Beni Sadr’a göre, Reagan’ın adamları 1980 Ekim’inde Paris’te İranlılarla buluştular ve rehineleri seçim sonrasına kadar tutma karşılığında 40 milyon dolar verdiler. Bazı kaynaklar, bu toplantılara eski CIA Başkanı George Bush ya da sonradan CIA Başkan olan William Casey veya her ikisinin katıldığını belirtiyor. Ekim Sürprizi, Reagan’ın seçim kampanyasında yer alan eski veya halen göreve devam eden CIA ajanlarının oluşturduğu şebekenin de adıdır. Şebekenin görevi, Carter’in başında bulunduğu Beyaz Saray’dan istihbarat toplamaktı. Carter yönetimini istikrarsızlaştırmak için yapılan karmaşık ve başarılı bir çalışmaydı bu. |