Archive for the ‘Sağlık’ Category-> Kadın eşini aldatmak için ona hain bir plan uyguladı… İtalya’nın Sicilya Adası’ndaki Catania kentinde, ikisi de evli olan bir kadın ve erkek arasındaki yasak aşk, cezaevinde sonuçlandı. Yasak aşk, mağdur kocanın hastanelik olmasının ardından başlayan telefon Angela Costanza adlı 46 yaşındaki kadının, sadece sevgilisiyle birlikte olma uğruna, kocasının yiyeceklerine iki yıldır gizlice bir tür antiviagra niteliğindeki cinsel arzuları yatıştırıcı madde karıştırdığı ortaya çıktı. İtalyan basınındaki haberlere göre, yasak aşkın varlığının keşfedilme süreci, mağdur kocanın bundan bir süre önce hastanelik olmasıyla başladı. Tümör korkusuyla hastaneye başvuran mağdur kocaya, bir türlü teşhis konulamadı. Karısını takibe alan mağdur koca, hem aldatıldığını hem de yiyeceklerine ilaç Mağdur kocanın şikayeti üzerine Catania’daki jandarma tarafından, Angela Telefon kayıtları ihaneti belgelerken, mağdur kocanın rahatsızlığının da yiyeceklerine yaklaşık iki yıldır gizlice karıştırılan ilaçtan kaynaklandığı saptandı. Dün her iki zanlının gözaltına alınarak cezaevine sevk edildiği öğrenildi. Angela Costanza, eşine gizlice verdiği ilaçlarla vahim zararlara yol açmak, isminin sadece baş harfleri açıklanan sevgilisi L.A. ise evinde karısını ve çocuklarını dövmekle suçlanıyor. 2025 yılında Türkiye’nn yüzde 40′ı, Amerika’nın tamamı şişman olacak… İzmir Büyükşehir Belediyesi ve İzmir Tabip Odası işbirliğiyle yürütülen sağlık panellerinin yeni dönemi başladı. Şişmanlıkla ilgili panelde konuşan Prof. Dr. Candeğer Yılmaz, bu hastalığın sebeplerinin başında yüzde 50 ile beslenme değişikliğinin geldiğini söyledi. Şişmanlığın yüzde 35′inin ırsi, 15′inin ise genetik sebeplere dayandığını belirten Yılmaz, araştırmalara göre 2025′te dünya nüfusunun dörtte birinin, Türkiye nüfusunun yüzde 40′ının, ABD’nin ise tamamının şişman olacağının ortaya koyulduğunu dile getirdi. Geçen yıl İzmir’de dokuz mahallede düzenlenen ve 2 binin üzerinde hanımın dinlediği sağlık panellerinin 10.’su, Buca ilçesi Kuruçeşme Mahallesi’ndeki Ege İhracatçılar Birliği İlköğretim Okulu’nda yapıldı. Panelde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metobolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yılmaz, “Sağlıklı Beslenme ve Obezite” konusunu işledi. Özellikle ev hanımlarının büyük ilgi gösterdiği panele katılanlar, modernleşme ve sağlıksız beslenmenin yol açtığı şişmanlamanın dünyanın en büyük salgın hastalığı olduğunu söyleyen Yılmaz’a sorular sorarak bilgi edindi. Uzun sürede oluşan obezitenin çözümünün de uzun süreli olduğunu vurgulayan Candeğer Yılmaz, şu önerilerde bulundu: “Salgın şekilde yayılan ve tekrarlayıcı bir hastalık olan obezitenin en iyi tedavisi kilo almamaktır. Kilo vermek isteyenlerin öğün atlamamak, vücudun ihtiyacı olan her besinden her gün belirli miktarda yemek gerekir. Kırmızı et yerine tavuk ve balık eti daha sağlıklıdır. Kızartma yerine haşlama ve ızgara yenmelidir. Tatlı yemek isteyenler, daha az kalorili olan sütlü tatlıları tercih etmelidir. Ayrıca bol meyve ve sebze yenmelidir.” Sadece İstanbul’da bunun için hastaneye koşan binden fazla bayan var bazıları ise eşine sürpriz için diktiriyor. Kapalısı açığı, eğitimlisi eğitimsizi binlerce genç kız, kızlık zarının tamiri için hekimlerin kapısını çalıyor. Doç. Dr. İbrahim Aşkar, ‘Kesin olmamakla birlikte sadece İstanbul’da her yıl binden fazla kızlık zarı dikiliyor’ dedi. Kızlık zarı ülkemizde halen tabu olmayı sürdürürken; bu yüzden cinayetler işleniyor, genç bedenler toprağa veriliyor. Latince adı ‘hymen’ olan kızlık zarı, Yunan mitolojisinde ‘Evlilik tanrısı’nın ismidir. Ülkemizde kızlık zarının bozulmamış olması, kadının bekareti yani bir erkekle cinsellik yaşamadığının sembolüdür. Bu yüzden bekaret adeta tabulaştırılmıştır. Ancak bekarete yüklenen önem, bazı durumlarda kadınların hayatının bile önüne geçer. İsteyerek ya da istemeden cinsel deneyim yaşayan körpecik bedenler, namus, töre uğruna canından olur. Aslında bozulan kızlık zarı değil, ahlakımızdır… DURUM GERÇEKTEN VAHİM! Horlayan her 3 erkekten 2’sinde erkeklik hormonun etkilendiği tespit edildi. DİCLE Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 276 kişi üzerinde yapılan araştırmada horlayan her 3 erkekten 2’sinde erkeklik hormonun etkilendiği tespit edildi. Horlayan orta yaşlı erkeklerde cinsel açıdan karşı cinslere ilginin azaldığını belirten Yard. Doç. Dr. Gökhan Kırbaş, ‘Uykuda nefes duraklama hastalığını yaşayan kişilerde testestron dediğimiz erkeklik hormonu ileri düzeyde azaldığı için cinsel açından iktidarsız oluyor. Hastalar tedavi olduktan sonra sağlıklarına kavuşabiliyor’ dedi. Uyku Bozuklukları Merkezi’nde 3 yıl içerisinde bin 500 kişinin tedavi edildiğini kaydeden Kırbaş, ‘Uyku apnia sendromu hastalarını laboratuarlarında inceledikten sonra sibop dediğimiz maske tedavisi uyguluyoruz. Hasta uyurken maske kullanıyor. Bu tedaviyle hastalarımızdaki erkeklik hormonu tekrar normal seviyelerine geliyor ve cinsel güçlerine kavuşuyor’ açıklamasını yaptı. Bilgisayara bakma sendromundan daha az etkilenmek için bu kurallara uyun.. Bilgisayar teknolojisinin gelişmesi ile zaman kaybını en aza indiren iletişim araçları kullanılmaya başlandı. Ancak teknolojinin iş yaşamını kolaylaştırırken, sağlığımıza zarar veren etkileri de oldu. Bilgisayarların iş ve özel hayatı kolaylaştıran yönleri, onları kısa zamanda tüm dünyada en çok kullanılan teknoloji ürünlerinden biri haline getirdi. Bunun sonucunda 21. yüzyıl “Bilgisayara bakma sendromu” salgınına sahne oldu. Bilgisayar kullanıcıları olarak bu sendromun bir veya birkaç bulgusundan pek çoğumuz şikâyetçiyiz. Gözlerde yorgunluk, ağrı, rahatsızlık, kızarıklık, bulanık görme, çift görme bu etkilerden bazıları. Bu sendromun gözlerle ilgisi olmayan diğer belirtileri ise baş-boyun-omuz ve sırt ağrıları şeklinde ortaya çıkıyor. Bilgisayara bakma sendromunun en önemli nedeninin gözlerde kuruma olduğu biliniyor. Bilgisayar kullanıcısında, göz yüzeyindeki kuruluğu telafi etmek üzere refleks bir göz yaşarması meydana gelebilir. Göz yüzeyinde kuru noktalar oluşmasının temel sebebinin ekran karşısında göz kırpma hızımızın düşmesi olduğu düşünülüyor. Bunun yanında bazı risk faktörleri de ekran karşısında gözlerimizin kurumasında rol oynar. Ofis Ortamı: Klimalar, kâğıt tozu, lazer ve fotokopi tonerleri, ortamda kuruluk ve gözün Read the rest of this entry » Kırışıkları gidermek yapılan operasyonlarda 16 kişi öldü, 87 kişi hastanelik oldu. Botoks operasyonları sonrasında 16 kişinin ölmesi, 87 kişinin de hastanelik olması üzerine İngiltere ve ABD’de tüketici dernekleri yasal düzenlemeler istedi.. Kırışıkları gidermek ve cildi gerginleştirmek için yapılan botoks nedeniyle 4′ü çocuk 16 kişinin ölmesi sonucu, İngiltere ve ABD’deki tüketici dernekleri geniş çaplı soruşturma talebinde bulundu. Botoks sırasında enjekte edilen ilaç nedeniyle ölümlerin haricinde 87 kişinin de hastanelik olduğunu belirten dernekler, “İlaçla ilgili yeni uyarılar konulmasını” talep etti. Hollywood ünlülerinden, ev kadınlarına dek pek çok kişi tarafından tercih edilen botoksun deri altında zararlı toksinlerle birleşerek “ölümcül” olabileceğini belirten uzmanlar, gençlerde riskin daha da fazla olduğuna dikkat çekti. ABD’nin en büyük ilaç izleme derneklerinden Public Citizen (Halk Vatandaşı) Amerikan Yiyecek ve İlaç İdaresi’ne (FDA) 180′den fazla rapor göndererek, botoks ilaçları üzerine “Ölüm riski taşır” ibaresi konulmasını istedi. Dernek sözcüsü Dr. Sidney Wolfes “Bunun yanı sıra Botoks operasyonlarında enjekte edilen ilaçların bazı kişilerde görme bozukluğu ya da kekemelik yaptığı gözlendi. İlacın yan etkileri olarak bunların belirtilmesini istiyoruz” dedi. Ruhsatsız botoks toksik şok yapıyor * Op. Dr. Zafer Atakan: 22 yıldır bu işin içindeyim, hiçbir ölüm vakası duymadım. Çin malı tabir edilen, ruhsatsız bir şekilde piyasada gezen ürünler toksik şoka neden olabilir. * Op. Dr. Oytun İdil: Ölümlerin sebebi, kozmetik amaçla üretilmemiş toksinlerin doktorlarca seyreltilerek uygulanması… Botoks yaptıracak olanlar ilacın mutlaka gözleri önünde açılmasını istesinler ve prospektüsü okusunlar. Yaşamın temel taşı su hakkında bilmediklerimiz.. Mide salgısında da var, terimizde de; kanın içerdiği miktar ise 3-4 litre… Su yaşamın olmazsa olmazı. Gün içinde bardakta içmesek bile yiyeceklerden, çay ya da kahveden su alıyoruz. Sırma Grup Genel Müdürü Mehmet Davutoğlu 2007 yılında Türkiye’de 8 milyar litre su tüketildiğini, bunun 6.5 milyar litresini damacana, geri kalanını ise pet şişelerdeki suların oluşturduğunu söylüyor. Yapılan araştırmalara göre en çok su içenler 25-50 yaş grubu arasındakiler. 25 yaşın altındakiler genelde gazlı içecek tüketiyor. 1 İçme suyunda hangi mineraller var? 2 Evimin yakınında kaynak su var, çok da lezzetli. Bir zararı var mı? 3 İşlenmiş su ve doğal kaynak suyu ne demek? 4 Musluktan su içilebilir mi? Eğer bir su yeterli arıtmadan geçiyor, klorlanarak dezenfekte ediliyorsa su nereden gelirse gelsin içilebilir’ diyor. Aytaç bu denetimin belediyelerce yapıldığına dikkat çekiyor. 5 Suyun işlenmiş olup olmadığını nasıl anlarım? 6 Mineralli su zayıflatır, hazmı kolaylaştırır mı? Daha çok işyerlerinde uygulanıyor ve intiharla bile sonuçlanabiliyor.. Daha çok işyerlerinde görülen; ancak aile ortamında da yaşanmasına rağmen dışa yansıtılmayan yıldırma, bıktırma, sindirme, yok sayma anlamları da taşıyan duygusal taciz (mobbing), insanları intihara kadar varan problemlerle karşı kaşıya getiriyor. Çözümse geri adım atmak yerine direnmek. Türkiye’de daha çok bayanlara uygulanan “mobbing”, iş verimi, personel arası birlik ve beraberliğin bozulması gibi problemlerle birlikte depresyona girme, hazımsızlık, mide spazmı, şiddetli baş ağrıları gibi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Duygusal taciz sadece işyerinde ortaya çıkmıyor. İnsanoğlunun var olduğu hemen her ortamda düşünce ve inanç ayrılığından kıskançlık ve cinsiyet ayrımına kadar her tür faktör duygusal tacize sebep olabiliyor. Duygusal taciz mağdurlarının yüzde 80 gibi büyük bir bölümünün bayanlar olduğu, bunun en büyük nedeninin de bayanların toplum içinde daha zayıf olmaları olarak gösteriliyor. Duygusal tacizi, otorite olan kişilerin karşı tarafa kötü niyetle göstermiş olduğu saldırganlık veya kötü niyetli davranışlar olarak tanımlayan Kayseri Erciyes Üniversitesi Mediko Sosyal Sağlık Merkezi psikologlarından Uzman Doktor Yıldız Özkan Dereli, “Duygusal taciz daha çok yıldırma olarak nitelendiriliyor ve yaygın olarak aşağılama şeklinde ortaya çıkıyor. Çok fazla sorumluk verme veya hiçbir sorumluluk vermeme, gereğinden fazla eleştirme, fikir ve fiziksel görünüşleriyle alay etme, hiçbir konuda görüşlerini almama, selam vermeme, kapıyı çarpma, masaya dosya fırlatma gibi şekillerde görülebiliyor.” açıklamasında bulundu. İşine bağlı zeki kişiler daha çok etkileniyor 4 saati aşkın yolculuklarda, kanın bacaklarda toplanması ölüme bile sebep olabiliyor.. Hareket etmeksizin oturularak yapılan sık seyahatler ile 4 saati aşkın yolculuklarda, kanın bacaklarda toplanması ve dolaşım yavaşlamasının venöz trombo emboliye (bacaklarda kan pıhtılaşması) neden olabileceği, bu durumun sık rastlanmasa da ölümle sonuçlanabileceği bildirildi. Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Ilgazlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sık seyahat edenler ile seyahatlerde 4 saatten fazla hareketsiz kalanların venöz trombo emboli riski taşıdığını, riskin seyahatten sonra 1 ay daha devam ettiğini belirtti. Bacaklar oturur pozisyondayken diz eklemi ve büküm yerlerinin bir sıkışıklığa maruz kaldığını, bacaklardaki kan akışının damarların bükülmesinden dolayı kesintiye uğrayabileceğini ifade eden Ilgazlı, kanın bacakların alt kısmında göllenmeye başlaması ve rahat devir daim yapamamasına neden olduğunu söyledi. Dolaşımın yavaşlamasından dolayı damar duvarında oluşan küçük bozukluklarda kanın yoğunlaştığına, kişinin yeterli sıvı almamış olmasının da etkisiyle diz altında birikmeye başladığına dikkati çeken Ilgazlı, şu bilgileri verdi: ”Kanın bacaklarda birikmesinin sonucu pıhtı oluşuyor, bu pıhtının bacak damarını tıkamasına ‘venöz trombo emboli’, buradan kopan parçanın dolaşım yoluyla akciğere gitmesi durumuna ‘akciğer embolisi’ (pulmoner emboli) oluşuyor. Damarın tıkanmasıyla bacakta şişme, ağrı, kızarıklık, ödem oluşuyor. Eğer bu pıhtı kopar, dolaşıma katılır akciğer damarlarına gelir, burada büyük bir damarı tıkarsa öksürük, ani göğüs ağrısı, nefes darlığı oluşur, tıkanan damarın büyüklüğüne bağlı olarak terleme, tansiyon düşüklüğü, şok, ani ölüm dahi olabilir.” Dünya Sağlık Örgütünün yılda 2 milyar insanın uçakla seyahat ettiğini, normal sağlıklı kişilerde bu durumun görülme olasılığını 6 bin uçuşta bir olduğunu açıkladığını dile getiren Ilgazlı, çok sık görülen bir durum olmadığına, ancak yalnızca uçak seyahatlerinin değil, otobüs, tren ve otomobil yolculuklarında da bu duruma dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. -EKONOMİ SINIF SENDROMU- Bilim adamları 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde araştırdı.. “Hayat 40′ında başlar” denilir ancak bilim adamları depresyon riskinin en yüksek olduğu dönemin 40′lı yaşlar olduğunu saptadı. Bilim adamlarının 80 ülkede 2 milyon kişi üzerinde yaptığı veri analizine göre, insanların depresyona en açık oldukları yaş 44. ABD’deki Warwick Üniversitesi ile Dartmouth Yüksek Okulu tarafından yapılan araştırmaya göre, depresyon riski gençken ve yaşlıyken en düşük seviyede bulunuyor. Daha önceki araştırmalarda ise mutsuzluk ve depresyon riskinin yaşam boyunca görece sabit olduğu öne sürülüyordu. Riskin 40′lı yaşlarda zirveye ulaştığı yolundaki bu son araştırma ise tüm dünyada, her çeşit insan için durumun aynı olduğunu gösteriyor. Profesör Andrew Oswald, “Bu durum erkekler ve kadınlar, bekarlar ve evliler, zenginler ve fakirler, çocuklular ve çocuksuzlar arasında aynı” dedi, ancak orta yaşın evrensel olarak neden en riskli yaş olduğunun tam olarak bilinmediğini söyledi. Oswald, bunun sebepleri arasında, insanların bu yaşta kendi zayıflık ve güçlülüklerini benimsemeyi ve hayata geçirilemeyecek hayallerini bastırmayı öğrenmelerinin bulunabileceğini belirtti. Bir başka ihtimalin de insanların akranlarının öldüğünü gördükleri bu yaş diliminde bir karşılaştırma yapma sürecinin devreye girmesi ve kalan yılları konusunda değerlendirme yapmaya başlamaları olduğu kaydedildi. Prof. Oswald, ortalama bir insanda depresyonun öyle bir yıl içinde birdenbire gelmediğini yavaş yavaş ortaya çıktığını söyledi. İnsanların çoğunun 50′lerine geldiklerinde bu depresif dönemden çıktıkları, 70 yaşına gelindiğinde ise 20 yaşındaki bir genç kadar mutlu ve sağlıklı olunabildiği kaydedildi. Bu tür hislerin orta yaşta normal olduğunu bilmenin belki de insanların bu dönemi daha kolay atlatmalarına yardımcı olabileceği bildirildi. |