Archive for the ‘Magazin’ Category

Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Domenikos Theotokopulos, «El Greco» denir, İspanyol ressamıdır (1540-1614). Girit’te, Kandiye yakınlarında doğan Domenikos Theotokopulos, sonradan vatanı olarak benimsediği ve El Greco, yani «Yunanlı» diye anıldığı İspanya’da öldü. Uzun süre unutulan bu sanatçı bugün Velazquez ve Goya ile birlikte İspanyol resminin ustalarından sayılır.

Venedik’e geldiğinde yirmi yaşındaydı; orada Bizans sanatını öğrendi ve Tintoretto ile Tiziano’nun atölyelerinde çalıştı. Sonra Roma’ya gitti, Raffaello’nun ve özellikle Michelangelo’nun eserlerine hayran kaldı. Fakat en sonunda, İspanya’nın eski başkenti olan Toledo’ya temelli yerleşti (1577) ve belli başlı eserlerini orada verdi.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Diego Velazquez de Silva, İspanyol ressamıdır (1599-1660). Sevilla’da doğan Velazquez, ondaki büyük yeteneği keşfeden ve kendisini kral Felipe IV’ün gözde bakanlarından Olivares düküne tavsiye eden ressam Pacheco’nun öğrencisi oldu. Çok keskin ışık-gölge oyunlarıyla işlediği ilk yapıtları natürmortlar ve günlük yaşantıdan alınmış gerçekçi görüntülerdir.

Felipe IV’ün portresini yaparak bir anda başarıya ulaşan ve 1623′te «kralın ressamlığı»na atanan Velazquez, o tarihten itibaren, önemli resmî görevler yükleneceği Madrit Sarayı’nda parlak bir sanat hayatına başladı. Uzun yıllar krallık ailesinin, soyluların, saray erkânının ve saray cüceleriyle soytarılarının portrelerini, ayrıca dinî tablolar yaptı. Rubens’in öğütlerine uyarak, sanatını derinleştirmek için İtalya’ya gitti.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Fransız ressamı (1840-1926).

Paris’te doğan Monet, Gleyre’in atölyesine girdi ve orada Renoir, Sisley ve Bazille ile dostluk kurdu. Monet başlangıçta çok güçlük çek­ti. Resmi Salon’dan geri çevrilen tab­lolarının çoğu (Kırda Öğle Yemeği, Le Havre’da Teras), alıcı bulamadı. Birkaç yıl sonra, insan resimleri çizmekten vazgeçti ve yeteneği manza­ra resimlerinde gelişti.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Türk ressamıdır (1899-1968). İstanbul’da dünyaya gelen Cemal Tollu, Güzel Sanatlar Akademisi’ndeki öğreniminden sonra Avrupa’ya gitti; Andre Lhote, Hans Hoffmann, Fernand Leger ve Gromaire gibi ünlü hocaların atölyelerinde çalıştı (1929-1932). Dönüşünde Güzel Sanatlar Akademisi’nde Leopold Levy’ye yardımcı ve Resim Bölümü şefi oldu.

Başlangıçta Avrupalı ünlü hocaların etkisiyle konstrüktivist ve kübist eserler yapan Cemal Tollu, sonra Hitit sanatından esinlenmeğe yöneldi.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Flaman ressamlar ailesi, en ünlüsü «Baba Bruegel» denilen Pieter’dir (1525-1569) dolayları.

Son derece yetenekli bir aile olan Bruegel’lerin en ilgi çekici olanı baba Pieter Bruegel’dir. Ömrünün ancak son on yılını resme ayırmış, ama gördüklerini ve duyduklarını hiciv yoluyla tuvale dökmede büyük ustalık göstermişti. İnsanların budalalığı ile alay eden (Atasözleri) ve çağdaşlarının çılgınlığını, acılarını, yoksulluğunu dile getiren (Dilenciler) eserleriyle, «yaşadığı çağa tanıklık eden» bir ressamdı. Bir renk virtüözü olan Baba Bruegel, aynı zamanda perspektif ustalarındandı.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Antoine Watteau, Fransız ressamıdır (1684-1721).

Valenciennes’de doğan Watteau 1702′de Paris’e gitti. Orada, kendisine İtalyan komedisinin kişilerini tanıtan ressam Gillot’nun, daha sonra Luxembourg Sarayı’nın dekoratörlüğünü yapan Audran’ın öğrencisi oldu; Audran’ın sayesinde Rubens’in tablolarım görüp tanıdı; devrin zengin, soylu kişileriyle dostluk kurdu.

ilk yapıtları, küçük esnafın ya da askerlerin günlük yaşantısından sahneleri işleyen gerçekçi tablolardır (Müfrezenin Molası, Uçan Ordugâh). Sonraları, tiyatronun etkisi, Venedikli ressamların ve Rubens’in zengin paleti, hastalıklı yapısının iyice kamçıladığı hayal gücü Watteau’yu kır eğlencelerinin ve şenliklerin ressamı yaptı.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Alberto Giacometti, İsviçreli heykelci ve ressam (1901-1966). Bir ressamın oğlu olan Giacometti, kardeşi Diego’yu model diye kullanarak on üç yaşında ilk tablolarını yaptı. Cenevre ve Roma’da öğrenim gördükten sonra 1922′de Paris’e yerleşti. «Birini her gün aynı yerde görecek olsam, onu değişik değil, ama daha iyi görürüm. Ben de daha iyi görmek için çalışıyorum» diyordu. Buna rağmen duruşu, düşüncesi ve yüzü durmadan değişen insanı tasvir etmenin güçlüğünü anlamıştı.

Bunun üzerine «heykel-nesne»ler yapmağa başladı ve bir süre gerçeküstücülük akımına katıldı. 1935′e doğru yeniden insan heykellerine döndü. Durmadan Diego’nun büstü üzerinde çalıştı ve sonunda onu bir kibrit kutusu boyutlarına indirdi, kadın figürleri ise ip gibi incecik uzuyordu.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Renkli cam parçalarından yapılan yarı saydam pencere süslemesi. Renkli camın mimarîye girişi ve kendine özgü bir sanat oluşturuşuna dair elimizdeki en eski buluntular XII. yy.a aittir. Oysa, renkli camın varlığı ve çeşitli kullanım biçimleri çok eskilere gider.

Türklerin Orta Asya’da yerleştikleri bölgelerde yapılan kazılarda ele geçen cam parçalan, onların bu sanat hakkındaki ileri bilgilerini ve ince kullanım biçimlerini kanıtlayıcı niteliktedir. İran üzerinden Anadolu’ya gelirken Türkler bu sanatı getirdiler ve geliştirdiler. Selçuklu mimarları, Artukoğullarında da görülen ve «şemsiye» denilen cam süslemeleri kullandılar. Fakat Selçukluların son derece incelmiş ve gelişmiş vitray örnekleri, Beyşehir Gölü kıyısındaki Kubadâbâd Sarayı kazılarında ele geçen cam parçaları ve alçı süslemeler vardı.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Bugün mimarlık tarihinde “Türk Evi” olarak kabul edilen mimari tarz 17. yüzyıl Osmanlı Döneminde kendini gösteren ev tipidir. Ancak belirli bir kalıba oturtmak söz konusu değildir başta mekana ve zamana bağlı olmak üzere Tarih boyunca coğrafi bölgelere ve o evi kullanan insanların farklı etnik kimliklerine göre değişse de belli başlı özellikleri sabit kalır. Bu mimari özellikten bazıları şunlardır.

Genellikle çok katlıdır. En az iki kattan oluşur. Ev zemin katları sokağa çoğunlukla açılmaz. Bir bahçe ya da avlu aracılığı ile sokağa çıkılır. Evin esas katı ve gündelik hayatın ağırlıklı olarak geçtiği her birinci kattır (Piano Nobile). Bu kat cumbaları aracılığı ile yapıda bir çıkıntı oluşturarak sokağa taşar. Evin iç bahçesi veya avluyla olan ilişkisi yine önemli fonksiyonlardan biridir. Anadolu’nun çoğu bölgelerde bu ev-avlu bağlantısı hayat adı verilen ve odaların önünde ve arasında bulunan üstü örtülü açık galeri aracılığı ile olur.
Read the rest of this entry »



Filed Under (Magazin) by admin on 01-09-2007

Tezhip, (yaldız ya da renkli boyalarla süsleme sanatı.) çini mürekkebi, çömlekçilik… Bunlar, özellikle 1000 yıllarından başlayarak Avrupa topraklarında yükselen büyük dinsel eserlerin yanında küçük kalan sanatlardır.

“Katedral”in ortaçağın tipik bir anıtı olması, Kilise’nin güçlülüğünden ve halkları -içtenlikle olsun olmasın- ‘iman’a zorlanmasından ileri geliyordu. Bunun sonucu olarak da herkes katedrallerin yapımına katılmaktaydı: Kimi para yardımı yapıyor, kimi taş çıkarma ya da taşıma gibi angaryalar yükleniyor, kimi sanatıyla katkıda bulunuyor, zanaatçıları evinde barındırıyor ya da vitraylar armağan ediyordu. O dönemdeki tekniğin ilkelliği sonucu her çeşit iş insan gücüyle başarılacağından, bir Nötre Dame, bir Chartres, bir Reims katedralinin ne kadar zamanda bitebileceği düşünülebilir. Gerçekten de yapımı yüz yıl sürenlerin sayısı az değildir.
Read the rest of this entry »